Kayıtlar

Gezelim Görelim Part 1

Resim
Mersin'den yaklaşık olarak yüz kilometre kadar uzaklaşıp, uzun korkunç yazlık sitelerin hakimiyetinin kırıldığı sahilleri bulduğunuz zaman küçük bir yol ayrımı çıkacak karşınıza; Tisan Adası. Yol ayrımını seçerseniz eğer kocaman bir dağı tırmanma cesaretini göstermeniz gerekecek. Yok eğer bu yol ayrımına sapmaz da devam ederseniz Mersin'in birbirinden güzel bakir koyları ile keyifli bir yolculuk sizi bekliyor olacak ki ben yolunuzu Aydıncık, Aynalı Göl Mağarası'na kadar uzatın derim.

Şimdi alalım sırt çantalarımızı yola koyulalım o zaman. Önce Tisan Adası ile uçsuz bucaksız maviliklere açılalım, sonra da yer altında grinin tüm büyülü tonları ile Aynalı Göl Mağarası'na gidip hortkuluk avına çıkalım! Korkmayın canım burada Voldi amcanın iskeletor bekçileri yok.
Biraz geç başlayan tatil günlerim ağabeyimin kap çantanı gel Tisan'a gidiyoruz çağrısı ile bir anda şenlendi. Kaptım çantamı çıktım ben de yola. Direksiyondaki deli, ağabeyimdi ve yol da uçurumlarla ilerliyor…

Çok Yazdım

Resim
En son "bahar deprosyonunu nasıl atlattım" diye bir yazı kaleme almaya başlamıştım yok yok gerçi o baya önceydi " uygun ve sağlıklı beslenme" girdi araya onu da yazamadım, derken hala oldum, eh oyun çıkarttım falan... Anlayacağınız ben bayağı bir yazamadım. Umarım bu yazıyı da taslaklara kaydetip, bir ay sonra girip toplu yazının toplu yazısı şeklinde toparlamak zorunda kalmam. Huh zor bir cümle oldu. Bu gazla başlarım hadi bakalım.

BAHAR DEPRESYONUNU NASIL ATLATTIM?

Şimdi efendim takriben mart ayı falandı bana bir rehavet çöktü. Bir deprosyon ama ne depresyon. Aile hekimimiz Google sayesinde hemen teşhisi koydum kendime tabii; bahar depresyonu! Böyle evden çıkmak istememeler, bir yorgunluk, bir bezginlik; nasıl saçma bir ruh hali anlatamam. Sonra bununla ilgili yazılar okumaya başladım. Kalk hastaneye git psikoloktan randevu al falan tonla iş. Ne demişler kişi kendinin doktorudur. Misal ben kendimin radyoloğuyum; içim dışım bir benim... Cem Yılmaz'ı kahredecek …

ALA SAHNE'NİN SILA ABLASI

Resim
Bu yazı geçen seneki oyunumuz namına çıkarılan ALA FANZİN için yazılmıştır efenim.

***

Merhabalar efendim. Ben deniz ALA Sahne'nin naçizane Sıla ablasıyım. Tarih öğretmeni bir anne matematik öğretmeni bir babanın kızıyım. Tiyatroya olan bağım onlar sayesinde gelişti. Annem  Havva Okumuş Erzurum'un Atatürk Üniversitesi'nde, daha öncesinde orta öğretim, lise yıllarında İstanbul'da amatör olarak tiyatroya gönül vermiş, birçok sahnenin tozunu yutmuş. Babam Hüseyin Avni Okumuş ise kendi çapında yazar, çizer bir adamdır. Hal böyle olunca çocukluk çağım onların sanat koşuşturmacaları ile Mersin'in Güzelyayla'sında geçti. Bir köy okulunda tiyatro sahnesi kuran annem ve babam sayesinde hem küçük yaşlardan itibaren o büyülü sahnenin bir parçası olmuş hem de kalemi elime alma fırsatı  bulmuştum. Ortaokul çağlarımda ise tiyatroyu tam anlamıyla bir çocuk oyununa çevirmiştim. Boş derslerimizde bir kaç arkadaşımı toplar, bir kenara geçer evden aşırdığım tiyatro metinlerini on…

STAJ

Resim
Tebrikler Cenk  Bey nurtopu gibi bir stajeriniz oldu!
Ta-ta ben geldim. Ofisten merhabalar. Ekşi kahveler ile dolu staj günlerime hepiniz hoş geldiniz. Aslında maksadım stajımı özetleyen bir yazı yazmak değildi. Yakın zamanda bir masal bloğu açtıydım, oraya ilk masalımı yazacaktım ama hayat işte. İlham olmayınca zor. E şu an deli gibi Taht Oyunları okuduğumu düşünürsek masal yazamamam da çok normal bence. Neyden ilham alayım yani üstat o kadar güzel anlatmış ki fantastik bir tarihle yoğurduğu dünyanın çirkinliğini, umut aşılayacak yüzün kalmıyor. Neyse canım ne diyordum staj... Yani ne desem bilemedim katiyen hiç bir şey yapmadığım fakat şahsıma münhasır bir masaya sahip olduğum, sabah erken kalkmalı acı kahveli bi şey işte.

İlk günüm tam olarak şöyle geçti, ofise geldim masama oturdum ve ofis dedikodularını stokladım.
Ee ne demişler Migros size iyi gelecek. Bu arada stajım Migros Doğu Akdeniz ve Güneydoğu bölge direktörlüğünde yatırım departmanında. Her gün yeni bir mağaza açıp kapat…

Sevgili 15 yaşındaki ben!

Resim
Bu benim 7 yıl önceki halime bir mektuptur!

Sakin ol be kızım. Şu an hayatında gerçekten iyi bir insan var ama o da daha çocuk, sen de çocuksun.  O yüzden birbirinizin kıymetini asla anlayamayacaksınız. Çocuktan ayrılışını rica ediyorum trajediye çevirme. Kutu falan hazırlayıp içine mektup yazıp dünya tatlısı bir insanı tüm okulun ortasında ağlatma. Kendine itiraf et artık; şımarıksın. Seneye tamamen yollarını ayıracağın iki tane kızcağızı hayatının odağı sanıyorsun. San san da biraz burnun sürtülsün oh. Belki herkese hemen canını teslim edecek kadar güvenmemeyi öğrenirsin ama neredeeee!!

Babanla iyi geçin. Odanı dağıtma ne olur zavallı teyzeciğinin hazırlanması gereken bir sınav var KPSS ... Yani sürekli senin arkanı toplamamalı. Hem seneye evleniyor alış yani. Daha fazla kitap okuma. Ayaklı hikaye gibi gezer oldun bir haller bir tavırlar. (Şaka tabii ki de oku hayatın boyunca yaptığın en iyi iş olacak. Ayrıca yazmaya ne olur devam et.) SAKIN SAYISAL SEÇME ya da seç genel kültür olur…

Geç Olsun Güç Olmasın

Resim
Nasıl tembel oldum ben böyle. Bilgisayarımda revizyona gitmeme rağmen kıçımı kırıp bir yazı yazamadım. Oysaki neler yazacaktım...

YAZAMADIKLARIM:

1- SİYASİ İLİMLER TÜRK DERNEĞİ 14. LİSANSÜSTÜ KONFERANSI
5 Kasım 2016

Söz konusu dernek ve konferans hakkında detaylı bilgiyi ŞURADAN alabilirsiniz.
Gel gelelim ben bu konferansa niye katıldım? Uluslararası İlişkiler lisans öğrencisi olarak ne koparabilirsem kar diye baktığım bir konferanstı açıkcası.
İnanılmaz keyif aldığım bir kaç aksaklık dışında gayet verimli geçen bir organizasyon oldu.
Konferans üç oturumda gerçekleşti ben yalnızca iki oturuma katılabildim çünkü ilk iki oturum arasında bir hayli gecikme yaşandığı için programın gerisine düştüler haliyle işimiz gücümüz var biz de o kadar kalamadık affola.

Peki neler dikkatimi çekti?

1. Oturumda 7 farklı amfide sunular vardı. En çok dış politika analizi ile ilgilendiğim için Galatasaray Üniversitesinden Prof.Dr. Erkan Büyükakıncı'nın oturum başkanlığını üstlendiği sunuya gittim.
Erhan…

ŞİMDİLİK

Resim
Ayır-ım
Ayır-mak
Benim bildiğim buğday sapından samanından ayrılır ki pilav olsun da karnımız doysun diye. İnsan insandan ayrılır mı hiç kardeşim? Kimin karnı doyacak kalanlarla? Kime göre neye göre sap, saman ki hem insan? Geçen gece evime dönmek için otobüse bindim. Hızlı gideyim de bir an önce uyuyayımdı gayem. Değilse de yürürdüm. Dolmuşlar insanı insandan korumak için degildir. Yani en azından ümit ediyorum ki değildir. Uzun mesafeleri daha kısa sürede kat edip insan ömrüne ''zaman'' kazandırmaktır.  Şimdi şoför koltuğuna oturanların bunun bir tercihten, bunun insanlığa hizmet etmekten geldiğini bilmesi gerek. Sanmıyorum ki kimse o kornayı oraya birbirinize ''küfür'' etmenin başka bir yolu olsun, bu aracı kullananın daha çok sesi çıksın, yayalar da bir haddini bilsin diyerek koydu. Her ne kadar konuşma yetimiz de bu yüzden gelişmediyse. Hah ne diyordum ayırmak. Dolmuşta seyrimiz gayet normal devam ederken yola bir çocuk atladı. Şoför bey önce korn…