Hapı Yutmak.

Hayat ne uzun geliyor yaşarken insana. Sonra geçip giden yıllara bir bakmışsın, hiç öyle sandığın kadar da uzun değil aslında. Yani zaman akıyor tik tak.

Uzun zamandır can' arkadaşım, Betül'üm ile görüşemiyordum. Uzun zaman dediğime de bakmayın; taş çatlasın üç ay geçti geçmesine ama insanın 'bir gün görmese özleyeceği dostları' olmalı demezler mi zaten? Öyle bir dostluk bizimki, benim nazarımda. Bolca ergenlik içeren lise dönemini aynı sırayı paylaşarak atlattık biz. Eee az buz bir başarı değil yani dostluğumuz ergenlik rüzgarlarımızdan sağ çıktı, bir de lisenin üzerine geçen üç seneyi de hakkı ile devirdi. Hah işte biz de bugün aynen bunlardan bahsettik. Zamanın ne çabuk akıp gittiğinden. Daha dün gibi geldi ikimize de o lise kapısından girişimiz. Şimdi o lisenin üzerinden bir o kadar daha zaman geçti neredeyse. "Korkuyorum" dedi bugün Betül bana. "Sanki 25 yaşımıza gelince yaşlanacağız, o eski hevesimiz kalmayacak gibi geliyor" dedi. Hani filmlerde olur ya; bir anda DAN diye flash back girer böyle sahnelerde. Bilmem kaç sene önceye giderler falan. Hah işte aynen böyle oldu o an.

Lisedeki ilk günümüz; pek de akıllıyım o zamanlar. Gitmiş en ön orta sıraya göz dikmiştim hemen. Ergen başımda bin tane hevesle işte. Şöyle bir baktım; göz diktiğim sırada  başka bir kız oturuyor. O zamanlar belime kadar gelen saçlarımı ilk gün hatırına açık bırakmıştım. Açıkçası okul eteğimde pek hoppaydı ama olsundu çocuktum, kim bilir neye heves etmiştim. En önde oturan kız ise pek bir naifti. Saçları tepeden topluydu. Altında da diz kapağının tam üzerinde okul literatürüne uygun bir etek vs vs işte. Gittim hemen yanına oturabilir miyim diye sordum. "Tabii" demişti; gözlüğünün arkasına gizlenen kocaman gözlerini üzerime dikerek. Neyse işte sıra arkadaşı oluverdik biz o gün. E zamanla da muhabbetimiz arttı tabii. Sabahları aynı sırada bekler olduk, müdür beyin takdim merasimlerini. Bahçede en arkada 9. sınıflar, en önde 11-12ler, bizim yanımızda da 10. sınıflar bulunurdu. Betül her sabah içli içli 12.sınıflara bakıp "Oh ne şanslılar, bir kaç aya mezunlar... Keşke biz de bir an önce bitirsek okulu." derdi. Biz 12. sınıfa gelene kadar sabah seramonileri istisnasız Betül'ün bitse de gitsek yakınmaları ile geçti. Biz 12. sınıf olup, demir almak günü gelince liseden; bizimki gün saymaya başladı bu sefer de.

Onun aksine ben hep an'ı yaşardım. Bitsin istemezdim birşeyler. Yediğim keki bile seksen lokmada yer, tadını çıkarırdım yani. Aklıma eser okulu asardım mesela. Herhangi bir dolmuşa atlayıp son durağına kadar gider, yolda da yeni bir kitaba başlardım bazen. Betül başkaydı ama. Sanki 'anasının karnından 30larında doğmuş da, bir an önce beden yaşı ile zihin yaşını eşitlemek istiyor' gibi bir telaşı vardı. Derken işte lise de bitiverdi. Bizler üniversiteli olduk, yıllar yılları kovaladı; Betül'ün telaşı hiç bitmedi. Taa ki bugüne kadar.

"Korkuyorum..." dedi ilk defa. Büyümekten onun da benim kadar korktuğunu gördüm ya ilk kez, hah dedim hapı yuttuk; bu sefer gerçekten büyüyoruz.



Not: Bu muhteşem sayfayı içinde barından kitap Tunç İlkman'a aittir. En kısa zamanda kendisi ve her sayfasına aşık eden kitabı ile ilgili bir yazı yazılacaktır, yazılmalıdır. Yazmaz isem ayıp olur, yazık olur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kim Bu Kerem Yahu?

Savaş Satış

Kerem Özdoğan Konulu Teşekkür