Posted by : Sıla Okumuş 5 Haziran 2017 Pazartesi

En son "bahar deprosyonunu nasıl atlattım" diye bir yazı kaleme almaya başlamıştım yok yok gerçi o baya önceydi " uygun ve sağlıklı beslenme" girdi araya onu da yazamadım, derken hala oldum, eh oyun çıkarttım falan... Anlayacağınız ben bayağı bir yazamadım. Umarım bu yazıyı da taslaklara kaydetip, bir ay sonra girip toplu yazının toplu yazısı şeklinde toparlamak zorunda kalmam. Huh zor bir cümle oldu. Bu gazla başlarım hadi bakalım.
Şimdi efendim takriben mart ayı falandı bana bir rehavet çöktü. Bir deprosyon ama ne depresyon. Aile hekimimiz Google sayesinde hemen teşhisi koydum kendime tabii; bahar depresyonu! Böyle evden çıkmak istememeler, bir yorgunluk, bir bezginlik; nasıl saçma bir ruh hali anlatamam. Sonra bununla ilgili yazılar okumaya başladım. Kalk hastaneye git psikoloktan randevu al falan tonla iş. Ne demişler kişi kendinin doktorudur. Misal ben kendimin radyoloğuyum; içim dışım bir benim... Cem Yılmaz'ı kahredecek yersiz bir alıntılamadan sonra gönül rahatlığıyla​ devam edebilirim yazıma. Evet tamamen üşengeçliğimden doktora gitmedim. E tabii para desen de hak getire... Yanlış olmasın devlet hastanelerinde ücretsiz psikolog imkanımız var ama ben dolmuş parası bulamamaktan söz ediyorum. Of ne acitasyon yaptım be. Her neyse işte türlü sebeplerden ötürü gitmedim ben bu doktora ve yazıları okumaya başladım. Bir çok yerde çıkın dolaşın işte ne bileyim insanlarla görüşün falan yazmışlar. Haklılar da ama bu öyle bir ruh hali ki kendisine tahammülü olmuyor insanın. Değil ki sokak, yürüyüş, insanlar falan... Sonra oturdum düşünmeye başladım yahu dedim bu ruh hali neden olabilir? Bahar geliyor, tamam gelsin eee sen niye trip oldun yani? Kimse sebebini yazmamış. Çözümler güzel ama bir neden lazım bana ki kafamda bitireyim olayı. Bahçeye çıktım. Şöyle bir etrafı incelemeye başladım. Portakal ağaçları tomurcuklanmış, börtü böcek her yer... Kısacası kışın kasvetli havasından eser kalmamış. Kendime baktım ben hala ocak ayındayım. Üzerimde kazak, ayağımda bot ve yağmur görmeye alışmış rehavet sever zihnim. Dedim ki doğa uyandı sen de uyan. Bak o, çiçekler açmış ve sen de onun bir parçasısın; her ne kadar evrim serüveni uzaklaştırmış olsa da sen doğaya programlısın, diğer tüm insanlar gibi. Buna ayak uydurmaz kendini evlere kitlersen, özünü reddersen olacağı bu. Ah evrim... Yoktu işte mağara insanlarında depresyon falan. "Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Ve düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin asil rengini." Ne güzel demişsin be Shakespeare.
Gittim hemen kazağı değiştirdim. Botları bir kenara koydum. Madem evrim seni evcil yaptı sen de eve bahar getir dedim ve gittim bir kutu mavi boya aldım; gökyüzü mavisi. Doktora gidecek dolmuş param yok ama boya alabiliyorum... Olsundu. Yanına da bir şişe şarap aldım oooh başladım evi boyamaya. O kadar iyi geldi ki o değişiklik. "Dünya sürekli bir devinim halinde, e bak ben de bir nebze küçük dünyamı değiştirdim" algısı yarattı boya bende. Sonra tabii depresyon falan hak getire.
Bir baktım e bahar geldi... Bunun önü yaz! Kış uykusu bitti ayıcık dedim o bikiniye kim girecek! Sonra minik çaplı bir alışveriş yaptım gayet ucuz yollu. Fırınlanmış meyve kuruları, kepekli ya da tam buğdaylı galetalar ve şu form jambonlardan aldım aç bitir şeklinde tabii. Önce biraz boğazıma hakim oldum. Ay ne sıkıcı konu. Bunu burada bırakıp size fiyat listesi çıkarmaya karar verdim şu an evet. En alta bir yere eklerim ya da yorum olarak bilemiyorum.
Neyse velhasıl geldi 10 Nisan! Hala oldum hala! Evren ne garip yahu benim için zaten çok farklı bir anlama sahip bu gün; yeğenim Yankı'nın doğuşu ile bambaşka güzel oldu.  Garip duyguymuş. Abin yahu oyun arkadaşın, sırdaşın, çocukluğun artık resmen büyümüş. Hem de çoğalıyor. Susturamadılar beni doğumda. Yankı'yı gördüm ve başladım hüngür hüngür. On binlerce olasılık geliyor işte insanın aklına. Ah dedim Havva Hanım gördün mü bak babaanne oldun işte. Saçlarına aklar düşmüş olacaktı belki şimdi...
Öyle oldu işte. Hala oldum ben.
Hala oldum da ne ağır geliyor insana. Birden ensede bir topuz, burun ucuna iliştirilmiş bir gözlük canlanıyor kafamda. Zaten bir kaç gün olayın atmosferine kapılıp ense topuzu ile gezmedim değil ama neyse.
Derken o sıralardı sanırım portakal çiçeği festivali geldi güzel Adanama. Her yer miss gibi portakal çiçeği kokar. Bu kokuyu tarif etmek imkansız ama bende sebepsiz, yersiz bir özlem uyandırıyor.
Özlem bir yana festivali başka keyiflidir. Bu sene baya kalabalık gittik. Zil zurna sarhoş olduk. En son arabaları tekmeliyormuşum sanırım. Yanlış yere park ettikleri için. Festivale arabayla mı gelinir! Sizin yüzünüzden yürüyecek yer yoktu. Ben tabii o gün vlog çekmeye niyetlenmiştim. Dedim belki YouTube a atarım da insanların Adana görünce içi açılır hani belki. Biz de eğleniyoruz felan diye yani. Sen tut kamerayı çaldır!! Neyse cana geleceğine mala gelsin. İyi ki tekmelediğim arabalardan birinde vukuat çıkmadı...
Geldik Mayıs ayına! Ne çabuk geçti idrak edemedim. Ayın yarısında dekor yaptım zaten. Biliyorsunuzdur muhtemelen, Adana Anadolu Lisesi'de iki senedir tiyatro eğitmenliği yapıyorum. Lise tiyatrosu, bütçe falan hak getire anlayacağınız. Ben de aldım benim çekirgeleri; dedim strafordan dekor yapacağız. Kendi ellerimiz ile yaptık vallahi. Koca mahalle yaptık mahalle. Hakkı ile Kanlı Nigar oynadı benim çekirgeler. Çok gururlandırdılar beni. Bir de çiçek yaptırmışlar Sıla ablalarına ağlamaktan içim çıktı. Sonrasında bir temiz eğlendik ama.
Ah nasıl unuttum elegandamı. Benim canım çocukluk arkadaşımın doğum günü 14 Mayıs idi ve sevgilisi ile Adana'ya rock festivaline geldiler. Bana da bahçede minik bir sürpriz doğum günü hazırlamak düştü. Balon şişirmekten dudağım uyuştu, ip bağlamaktan parmak uçlarım su topladı ama değdi! Neyse bizimkiler trenle geldiler Mersin'den sürpriz falan yaptım derken tam oturduk Nisa, sevgilisi, ben, benim sevdiceğim falan tataaaaaaaa! Sürpriz; babam ve halam geldiler... Allahtan bahçe kapısından gelmişler de bizim talihsiz romeoları ön kapıdan çaktırmadan gönderdim, kazasız belasız atlattık. Halamla babam da iki saate kalktılar zaten. Bizimkileri Nisa ile arıyoruz arıyoruz yok. Dedim acaba bizi terk mi ettiler Nisa... Sonra bir öğrendik ki bey efendiler pese gitmişler. Rahatlığa bak ulan pes doğrusu!
Festival bana kalırsa Selda Bağcan olmasa tam bir fiyasko idi. Yaşına rağmen o kadar genç meslektaşını cebinden çıkarttı enerjisiyle.
Harika geçen bol aksiyonlu zamanlarımın ardından ise şu an din ve siyaset çalışarak kafaları yedim. Yüce Buda dediydi ama herşeyin karması var dediydi. Yok onu yüce Demet Akalın mı demişti. Ben gidip yatayım en iyisi...




Festival başımızda duman (rock fest)


Harika dekor yapılır


Kolay dekor yapımı yazısı kesin yazacağım


Kalp kalp kalp


Canım elegandam beeee


Sağlıklı besleniyor müyüz gençler??


Pes ekibi


Misafire hazırlık var arka bahçemde 


Canparelerim "Ala Sahne"


Bahar deprosyonu ilaçlarım


Öptüm hepinizi



Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

- Copyright © HAYATTAN - Skyblue - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -