Posted by : Sıla Okumuş 15 Şubat 2017 Çarşamba

Bu yazı geçen seneki oyunumuz namına çıkarılan ALA FANZİN için yazılmıştır efenim.

***

Merhabalar efendim. Ben deniz ALA Sahne'nin naçizane Sıla ablasıyım. Tarih öğretmeni bir anne matematik öğretmeni bir babanın kızıyım. Tiyatroya olan bağım onlar sayesinde gelişti. Annem  Havva Okumuş Erzurum'un Atatürk Üniversitesi'nde, daha öncesinde orta öğretim, lise yıllarında İstanbul'da amatör olarak tiyatroya gönül vermiş, birçok sahnenin tozunu yutmuş. Babam Hüseyin Avni Okumuş ise kendi çapında yazar, çizer bir adamdır. Hal böyle olunca çocukluk çağım onların sanat koşuşturmacaları ile Mersin'in Güzelyayla'sında geçti. Bir köy okulunda tiyatro sahnesi kuran annem ve babam sayesinde hem küçük yaşlardan itibaren o büyülü sahnenin bir parçası olmuş hem de kalemi elime alma fırsatı  bulmuştum. Ortaokul çağlarımda ise tiyatroyu tam anlamıyla bir çocuk oyununa çevirmiştim. Boş derslerimizde bir kaç arkadaşımı toplar, bir kenara geçer evden aşırdığım tiyatro metinlerini onlara çalıştırırdım. Bir nevi ''yönetmencilik oyunu'' yani. Sonra bu ekiple sınıf sınıf gezip kendi skeçlerimizi canlandırmaya başladık. ALA Sahne'nin benim için o günlerde kurulan bir hayal olduğunu söylemem gerek.
O günlerden bugünlere gelene kadar Mersin Altan Erkekli Sahnesi, Mersin Tiyatro Atölyesi ve son olarak da Çukurova Üniversitesi Drama Topluluğu'nda bulundum. Öğrendikçe tiyatroyu ve hayata kattıklarını daha çok seviyor, aldığım ''alaylı tiyatro'' eğitimini materyale dökmek istiyordum. Geçen sene neden olmasın diyerek Adana Anadolu Lisesi'nin kapısını çaldım.  Getirdiğim teklife oldukça sıcak bakan bu okul bana küçüklüğümden beri biriktirdiklerimi hem aktarma hem de genç bir tiyatrocu olarak rejisörlük yapma imkanı sundu.
Halen devam ettiğim Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü dahi tiyatroya olan bakış açımı oldukça etkiledi. Küresel bir çağda yaşıyoruz. Artık her alanın disiplinlerarası değerlendirilmesi gerektiği yadsınamaz bir gerçek. Zamanla tiyatro da böyle bir hal aldı gözümde. ALA'lı genç oyuncularla yaptığımız da tam olarak bu. Bir metni alıp disiplinlerarası bir yöntemle üzerimize biçmek. Bu sebeple kendime eğitmen, oyuncu koçu, rejisör  vs gibi bir isim yaftalamaktan itina ile kaçındım. Henüz öğrenecek çok şeyim ama paylaşmak istediğim birtakım şeyler var anlayacağınız. İçinde olduğum bu durumu türk tiyatrosunun önemli kadın oyuncularından Macide Tanır otobiyografisini kaleme aldığı kitapta şöyle özetlemiş:
''İnsanoğlu kendini ne kadar törpülerse törpülesin, ne kadar adam olmaya çalışırsa çalışssın gene eksik tarafları kalıyor.''
 Biraz da bu yüzden gelin dedim ''bizim'' bir ismimiz olsun; ALA Sahne gibi mesela! Ben de onların naçizane Sıla ablasıyım efendim. Nihayetinde koca denizde bir kum tanesi olan ben  giderim bir başkası gelir, lakin ALA Sahne ve bu güzel okuldaki amatör tiyatro ruhu kalsın ister gönül.
Geçen sene bu işbirliği ve bütünlük ile hayli beğeni topladık. Bu sene de bu parçası olduğum butünden kopamadım. Derken Kanlı Nigar oynamaya karar verdik...
Oyunumuzun yazarı Sadık Şendil vakti zamanında şöyle özetlemiş oyunu:
''Siz oyuncular, oyunlarda bir çeşit giysiler giyersiniz. Ben de bu sefer yüklükte kalma eski bir samur kürk buldum. Size onu giydireceğim.''
Oyunumuz Karagöz ve Hacivat esinlenmelerinden tutun da meddahlık geleneğine kadar açılan Geleneksel Türk Tiyatrosu yelpazesinin her alanına değinmiş. Biz çok sevdik ve giydik bu samur kürkü. Yine yazarımızın bir alıntısı ile bitirmek istiyorum yazımı izninizle.
''... aynaya hiç bakma, yakıştı mı yakışmadı mı onu sen ben anlamayız, onu seyirci denen şaşmaz ayna tayin eder.''


A.Sıla Okumuş


Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

- Copyright © HAYATTAN - Skyblue - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -